APSENT
Çoğu kişi para yüzünden cinayet işlemez; ama azı kişi vardır ki işler. İşte onlardan biri de benim. Müstakbel ben…
Size henüz anlatmadığım cinayetin üzerinden daha iki dakika bile geçmedi efendim... Tanrım, az önce gördüklerim neydi öyle; TAANRIIM!!!
Büyükannem 108 yaşında ve üzerindekilerle birlikte evini sattığında yeni bir ev alabilecek kapasitede. Bir süredir plan yapıyorum. Uzunca bir süredir… Amacım, büyükanneyi mutluluk sarhoşu edip kodesi boylatmak… ve tabii paracıklarına konmak.
Planın ilk aşaması tıkır tıkır işledi desem, “tıkır”ı iki kere söylemek dışında sürç-ü lisan etmiş olmam (Mevta olmaktan öte başka aşamalar varsa tabii). Büyükannemi hücre çoğalmasından mütevellit kanser illetine yakalatmak parolasıyla yola çıkmış ve bunda da ziyadesiyle muvaffak olmuştum… Şöyle ki:
Her gün düzenli aralıklarla büyükannemin vücuduna hücre şırıngalamaya ilk başladığımdan bu yana tam 3 yıl, 2 ay, 4 gün ve 6 saniye geçti: Atılgan’ın Zehir Defteri; Yıldız tarihi 3017… Bakkal defteri çok kabarık olduğundan yüreğim kan ağlasa da gözüm başka defterleri görmüyor değildi (Hala böyle cümleler panayır meydanlarına kuruluyor mu ya! Çoktan modası geçti sanıyordum bunların, neyse).
Büyükannem 1900’lü yılların başlarındaki avangart akımların etiyle ve sütüyle büyüyüp serpildiğinden ve hava diye Kübist mübist, Dadaist madaist, apsent mapsent ne varsa soluduğundan, daha çocuk yaşta canki olmuş ve 80 yaşına kadar da günlük iğnelerini bizzat kendisi yapagelmiştir… Ne zaman ki eli titremeye başlamış ve iğneyi kolu yerine gözbebeklerine saplar olmuş – ki bu sekseninci doğum gününün ikinci arifesine rastlar- iğnelerini en küçük torununa, yani bana yaptırmaya başlamıştır. Ben de 28 yıldır aralıksız ve düzenli olarak yaptığım bu görevden dolayı şerefle karışık büyük bir onur duyar olmuşumdur. Ancak gelin görün ki, para denen illetin şeytanî cazibesi beni ve ruhumu ziyadesiyle gark eyleyip ele geçirmiş olacak ki bende son zamanlarda büyükannenin paralarına konma, hem de bir an önce konma isteği hâsıl olmaya başlamıştır ve durdurabilene aşk olsundur…
Aman efendim, lafı ne kadar da uzatıyorum böyle; aman aman! Sadede gelince uyandırın lütfen… Horluyorsam namerdim.
Uzun süren çalışmalarım sonunda tıp kitaplarından arakladığım taze ve sâbi bilgiler bana gösterdiler ki efendim; bu kanser illeti, insanda hücre deformasyonu ve bölünmesi sonucunda tezahür ediyormuş… E o zaman benim yapmam gereken şey de çok basitmiş: Anne irisine düzenli olarak hücre takviyesi… Tabii şırıngalamak suretiyle…(Bunu böyle sürekli tekrar eden iç sesim ve kendisine uyuz olduğumu utançla karışık saygımdan dolayı bir türlü söyleyemiyorum; Allah vere de devran dönse bir an önce efendim).
Bu hücre takviyesine ilk başladığım zamanlarda delirmiş ve kontrolden çıkmış bir şekilde hareket ettiğimi itiraf etmeliyim. Zavallı büyükannemin vücud-u şahanesine ne hücresi buldumsa, elime ne geçtiyse şırıngaladım efendim. Keçi, at, eşek, zürafa, domuz, Balkan tilkisi, tırtıl, ornitorenk, zebra, sırtlan, bok böceği, Yemen çıyanı, koala, Lumpur, Kaatiil, Aliye Rona ve hatta hatta bukelemun ve primat hücresi bile. Şırıngaladıkça şırıngaladım… Taa ki büyükanne cazım, vücudu bünyesine giren yabancı hücrelere Tanrı misafiri muamelesi yapıncaya dek. Açıkça itiraf etmeliyim ki bu, hiç de beklediğim bir durum değildi. Vücuduna giren her yabancı hücre el üstünde tutuluyor ve içeri buyur edilip kuş sütüyle besleniyordu. Tabii bunun altında 105 yaşını devirmiş bir çıtırın tonlarca yıla dayanan cinsel açlığı da yatmıyor değildi… Ulan hücre bu ya! Ne kadar büyük olabilir ki aleti!. Aleti geçtim, kulak memesi ve tekerlekleri ne kadar büyük olabilir… Yok efendim, anlamak mümkün değil; insan beyni kıtlık yıllarında başka türlü çalışıyor vallahi.
Üç küsur yıl… Evet tam üç küsur yılımı aldı, “Büyükanne Kanser Vakasını” yaratmam; ama gerçekten değdi doğdu doğusu. Ve şu an itibarıyla büyükannemin ruhunu teslim etmesinden bu yana sadece 2 dakika geçmiş bulunuyor. Şimdi izninizle anne büyüğümüzü elektron mikroskobuna koyup hücre sayımı yapacağım… Efendim?!. Biri kaş göz işareti yapıyor oradan… Buyurun… Bir şey mi söylemeye çalışıyorsunuz?.. Çekinmeyin lütfen, buyurun… Ne?!! “Ulan o zat-ı şahane şimdi o …mınakobunun altında Jüpiter kadar gözükmez mi?! Senden önce davranıp kadehine dalmaz mı?!” diyorsunuz… Olsun; varsın gözüksün ve de dalsın efendim… Jüpiter’i bi’kenara iter, hücrelerin tadına bakarız biz de…
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
:)) valla ne diyim gece gece güldürdün...
Yorum Gönder