26 Mayıs 2008 Pazartesi

- Din ve Tanrı kavramlarını varoluşunuzun neresine tıkıştırıyorsunuz?
- Sanrı / İşler kötü gidiyordu… / Tanrı, yalvaracak sandı…
Keşke sanrılar üzerine kurulmasaydı dünya ve onu vareden hayat…

SOMUT BİR GÖLGE ÜZERİNE 7 ÜÇLEME

Birin Biri

Elimde olanları söylüyorum ve şu andan itibaren yazacağım hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerime almıyorum...

Birin İkisi

Kağıdın tekine iç içe geçmiş 7 halka çizip beklemeye başladım...

Birin Üçü

Uzunca bir süre hiçbir şey olmadı...

İkinin Biri

Şekli çizdiğimde yazdı. Sanırım şu anda kış. Çünkü donmak üzereyim ve gürül gürül burnum akıyor... İşte beklenen an: damlalardan bir kaçı şeklin üzerine düşüyor. İnanılmaz kısa bir süre sonra şekil kağıt üzerinde saçma sapan bir biçimde yayılmaya başlıyor... Bunun üç boyutlu uzamdaki en iyi karşılığı, kahvesi höpürdetilmiş ve sadece pelteleri kalmış kirli bir fincan olsa gerek. Niye kirli dedim acaba?.. Bilmiyorum...

İkinin İkisi

Küre şeklinde olmayan dümdüz bir dünyayı bu kağıda benzetebilir miyim acaba? Bir deneyelim...
Hayır olmuyor. Karşılığı kafamda tam oturmuyor. Çok büyük ve çok kalın bir kütle gözümün önüne gelen. Bu “çok kalın” mevhumu oldukça önemli galiba. İster istemez başka bir boyutu çağrıştırıyor kafamda. Peki, kağıdın kalınlığı n’olacak?

İkinin Üçü

Şimdi konuyu biraz gözden geçirelim:
Tam da bir kağıt kalınlığında bir kütle düşünelim. Kağıdın bir dikdörtgen olduğunu kabul edersek, bu kütleye kağıdın etrafında dikdörtgensel bir hareket kazandıralım. Benzer boyutlarda başka bir kütleyi de bunun tam tersi bir yönde hareket ettirelim ve beklemeye başlayalım...
Aaaha!.. İlk çarpışma gerçekleşti bile. İkisi de salak salak birbirlerine bakıyorlar... sanırım biraz şaşırdılar. Hayır hayır, çok şaşırdılar. Canları fena yandı.

Üçün Biri

Tam da buraya uygun bir durum. Oysa ne umutlarla hareketlerine başlamışlar, geleceğe güvenle bakmışlardı.

Üçün İkisi

Geçen süre belirsiz... Derken, birinci ikinciye mantıklı bir öneride bulunuyor:
Birinci: İkimiz de aynı yöne doğru harekete geçelim ve tabii yine sen benim arkamda ol.
Sorgulama aşaması: geçen süre belirsiz...
İlk güzel soru ikinciden geliyor:
İkinci: Peki, bunu yapmaktaki amacımız ne?!..

Birinci gayet kendinden emin bir tavırla yanıt veriyor:
Birinci: Bir amacımız olması gerekmiyor.

“Diyelim ki öyle” diyor ikinci: “Peki arkanda olmaktan sıkılıp önüne geçmek istersem n’olacak?”

Gittikçe küstahlaşıyor birinci: “Tam bir salaksın! Çözüm son derece basit oysa ki! Geri geri gideriz olur biter. Sen de benim önüme geçmiş olursun böylece.”

Üçün Üçü

Hareketlerin yaratıcısı, ki buna tanrı diyebiliriz - evet evet rahatlıkla tanrı diyebiliriz ona- daha da pratik bir çözüm buluyor. İkinciyi başka bir kağıda koyup biricinin uzamından uzaklaştırıyor.

Dördün Biri

Oh ne âlâ! Herkes için başka bir dünya!.. Bunlardan milyonlarca olunca n’olacak peki. Tanrının gür sesi anında etrafı kaplıyor: “Son rakam 6 milyar püsür ve de küsürdü... yanılmıyorsam tabii ki.”


Dördün İkisi

Sorun, 6 milyar püsür ve de küsür kağıda kütleleri tek tek yerleştirmekse, kağıtları birbirine yapıştırır, yeteri kadar kalın bir düzlem elde ederiz. Herkes de gül gibi geçinip gider. Ayrıca onlar kütle değil, birer canlı. Çok rahatsızım bu durumdan, haberin olsun.
- Yukarıdaki sözler asi bir meleğin sözleri.
- Geçelim, önemsiz bir ayrıntı.
- Olur.

Dördün Üçü

Kütleler, pardon canlılar tarafından bambaşka yönler arzulanmaya başlayınca n’olacak peki? Kuzeydoğu veya güneybatı fena bir fikir değilmiş gibi görünüyor.

Not: Yukarıdaki sözler bana ait.

Beşin Biri

Aman tanrım! Hiç de iyi bir fikir değilmiş. Daha şimdiden binlerce kütle (canlı salak, caaanlı!), pardon canlı... düzlemin dışına çıkıp sapır sapır dökülmeye başladı. Sanırım bu durama “kutsal adalet” ya da “doğa kanunu” türünden bir şeyler deniyordu.


Beşin İkisi

Sorgulama iki:
İyi de tanrı neden hiç müdahale etmiyor? Neden bu kadar kayıtsız?.. Anlamak mümkün değil...

Beşin Üçü

Gecikmeyen gerçek:
Hiç de kayıtsız değilmiş. En azından çok iyi niyetli. Dikdörtgenler prizması şeklindeki kütleyi tıpkı bir kartopu gibi avuçlarının içinde bastırıp sıktırarak bir küre haline getirdi. (Gerçi birçok canlı bu bastırılıp sıktırılma sırasında terk-i diyar eylediler ama, olsun. Büyük hedefler uğruna gözden çıkarılmayacak hiçbir şey yoktur nasılsa; ya da ne bileyim, toplumun yanında bireyin lafı mı olur türünden bir şey de olabilir).

Altının Biri

Şimdi her şey çok güzel. Zaman ve mekan çakışması olmadığı sürece hiçbir şey birbiriyle çarpışmıyor...

“Altının ikisi”, “Altının Üçü”, “Yedinin Biri” ve “Yedinin İkisi” bu kötü kurgulanmış yazının sonunda güme gitmek zorunda kaldılar. Onlara el sallıyor ve “Yedinin Üçü” nün karşısında saygı duruşuna geçiyoruz:

Yedinin Üçü

Geçen süre: 4 ya da 5 milyar dünya yılı.
Mekan: Yumurta sarısı bir taksinin içi.
Karakterler: Başlangıçtakiyle aynı: Birinci ve İkinci.
Ayrıntı: Artık onların da bir cinsiyeti var (ne küzel!): Birinci :Kadın, İkinci: Erkek.

Bayan – Geldik şoför bey.
Taksici – Mi bayan!
Bayan – Anlamadım!
Taksici – Soru takısını unutmuştunuz. Ekledim sadece... bayan!
Bayan – Adres ve adres bana ait ama!
Taksici – Adres... bayan!
Bayan – Anlamadım!
Taksici – “Ve adres” fazlanız bayan... çok göze batıyor.
Bayan – Dilin çok uzun!
Taksici – Sinekler için bayan... sadece sinekler...
Bayan – Sinekler konuşabilemez ama.
Taksici – Şeker de yiyebilsinler... bayan!
Bayan – Elma?
Taksici – Dersem...
Bayan – Çık...
Taksici – Mam bayan... Maaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaamm!
Bayan – İyi öpüştü...
Taksici – Işıklar bayan, ışıklar...

Hiç yorum yok: