Sevgili Zevcem;
16 / 03 / 1473 tarihli ve 186 sayılı mektubunu aldım. Çok sevindim.
Kukuna sürterek Hepatit C bulaştırdığın mektup yüzünden başıma gelmedik kalmadı.
Mektubu açan sol elim AİDS’e yakalandı ve bağışıklık sistemini kaybederek olur olmaz sıçmaya başladı. Dün vapurda cemiyet içerisinde tüm uyarılara rağmen üç defa art arda hunharca osurması, bardağı taşıran son damla oldu… Sol elimi, ağabeyler ablalar; şu elimde görmüş olduğunuz tükenmez kalem satıcısı ve boylarını kısa göstersin diye yanlamasına çizgili miço kıyafetleriyle bezeli tayfaların da yardımıyla ve Allah’ın izniyle vapurdan dışarı çıkardık. Fakat gel gör ki dışarıda denizden başka bir şey yoktu ve dördümüz birden aynı anda birbirimize; “Acaba hangimiz daha salak?” bakışı fırlatmak zorunda kaldık… Sol elimi alıp münasip bir yerime sokmamı söyleyen ilk kişi vapur kaptanı Hıdır Reis oldu. Hızır gibi yetişmişti Hıdır, ve “Hızır mıdır her Hıdır?” tekerlemesini peş peşe 2033 defa hatasız söyleyerek bu alanda kırılması çok gülünç bir rekora imza atmış oldu kendileri…
Anladım, sıkıldın sol elimden ve geçmemi istiyorsun. Yani kısaca, “ Kapat şu konuyu!” diyorsun. Ama unutma ki ecnebiler onla ilgili bir filim bile yaptılar ve “film” kelimesini nasıl yazdığıma pek bi’ şaşırdılar. “Filim” miş! Öküzüm ya da buzağım olmasın sakın o?! Özeleştirinin kralı burada; gel vatandaş, keeel!.. Ne diyordum? Ha, yaptılar filmi ve adına da Mayleftfut, yani Sol Ayağım koydular. Şimdi sıra Sol El’de, yaaani, Maylefthent’te:
SAHNE 28 / ÇEKİM KÜSÜR DIŞ / GÜNDÜZ
Sol El kıvırtarak aynaya doğru
Yaklaşır ve cebinden bir izmarit,
Çıkartıp öne doğru uzatır. SOL EL
Bu ne?
Sağ El şaşkın bir ifadeyle; SAĞ El
Ne ne?!
Sol El taviz vermez tavrına tam gaz; SOL EL
Bu…
Sağ El sinirlenmeye başlar: SAĞ EL
De siktir!
Yönetmen oturduğu yerden fırlayarak; “KEES” diye bağırır ve hızla oyuncusunun yanına gelir. Yönetmen tam bir zır delidir ve koca filmin tek bir oyuncusu vardır, o da kendisidir. Bu, onu deli yapmaz biliyorum ama, elleriyle konuşması ve sesini yükselterek onları azarlamaya ve hatta duvara geçirmeye başlaması, en azından görüntü bazında kendisini ziyâdesiyle deli yapar. Tabii bence….
Off bebeğim ya! Nasıl bir mektup zerkeylediysen bana, karşılık olarak şurada insan gibi 2 gr. laf edemiyor insan… “İnsan”ı bile ikiliyorum artık; bunadım ben bebeğim… Nâzan Abla’nın parçasında garkeylediği gibi beni teneşir paklar artık. Al işte; şimdi de iki kere artık! N’apacaksın; mukadderat işte!
Seni ve sıcak tenini ooo kadar özledim ki!.. Bu arada seni aldatmıyor da değilim ha!.. Ama senin yerin bir başka bebeğim, ve senden kralı yok bu âlemde… Tüm kadınlar bir yana, sen bir yana; bense yana yana bebeğim… Tahterevallinin bir kefesine seni, diğerine de dünyadaki tüm kadınları koysalar, yine de seni seçerim bebeğim… Düldülü altın kefene sarmışlar, “Yine de vatanım!” demiş, ama öteki tarafa gitmekten de yırtamamış yaramaz kurnaz. Bu arada kefenin diğer ucundaki hatun-u şahanelerin adedi ve ağırlığından dolayı olacak ki, senin o hızla hangi galaksiye doğru yol alacağını düşünmeden edemiyor benim gibi her er kişi…
Aman ya! Pek bir ağırlaştım… Açıkçası azıcık ağır geldi muhabbet bana. Rehavet çöktü nedense her yanıma. Ben soyunup serpilip duşa gireceğim bebeğim… İstediğin bi’ şey var mı hamham-ı deryadan?.. Kurna, su, damla, katre, ab, ma, Abba, atta… Ha, var mı istediğin bi’ şey?...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder