POSTMODERNİZM
Şok bir görüntü bombardımanıyla bir anda Eleman’ın etrafındaki her şey durur ve zaman sıfırlanır. Elaman dışındaki herkes ve her şey en son halleriyle donup kalmışlardır.
Ve işte o anda Eleman’ımız şunun farkına varır: Dünya üzerindeki herkes onun için tasarlanmış bir figürandır. Sadece onun yaşamındaki olaylara yön vermek için ordadırlar. Yani sırf Eleman’ımız aşkı öğrensin diye yapay düzlemde birbirlerini çok seven çiftler oluşturmuşlar, ona cinsel açlığı hissettirmek ve bizzat yaşatmak için birbirleriyle düzüşüp durmuşlar, şiddeti öğrensin diye varlığının hiçbir değeri olmayan bedenlerini hiç çekinmeden yok etmişlerdir. Yeri geldiğinde alay konusu olmuşlar, yeri geldiğinde alay etmişlerdir. Tabii dalga geçmenin ve dalga geçilmenin ne demek olduğunu göstermek için...
Dünya üzerindeki her şey ama her şey sadece onun için tasarlanmıştır. İnanılmaz bir düzenek ve aynı zamanda inanılmaz bir kumpastır bu. İşte Eleman bunu farkettiği an etrafındaki (dünya) bütün insanlar ve bütün olup bitenler bir anda donup kalır.
Sonra ne mi olur?... Elbette ki Eleman, farkına varmanın getirdiği mutluluk ve özgüvenle sevinçten çıldırmaya başlar:
Tanrım!... Tanrım tanrım taanrım! TAANRIMM!!! Ya da her neysen!... İnanamıyorum!... Bütün bu olup bitenler benim için miydi? Yani etrafımdaki bu milyarlarca insan, sadece benim için tasarlanmış birer figürandan başka bir şey değil miydi?... Tanrım inanamıyorum!... İNANAMIYORUUM!!! Ben seçildim!... SEÇİLDİM BEN!!! İşte o... işte ben... seçilmiş tek üstün varlık!... Sadece ben varım, BEN!... Ve bu koskoca dünya da sadece benim için var!... Benden başka her şey değersiz ve önemsiz... Geriye kalanların hepsi birer figüran.... İnanamıyorum tanrım, sadece benim için varlar öyle mi?!.
Peki tanrım neden ben?!. Neden bir tek BEEN?!! Seçilmiş, en sevgili kulun bir tek benim?!
(Birden gök gürler... Kamera atmosferin dışından nur topu gibi yuvarlak dünyaya bakmaktadır. Açı giderek genişlemeye başlar... bir süre sonra kadrajda yanyana dizilmiş birbirinin kopyası dünyaları görürüz... genişleme devam eder... Dünyalar giderek çoğalmakta ve küçülmektedirler. En son kadrajda, görülmeyecek kadar küçük milyarlarca dünya bir hücre yumağı gibi (tamam o benzetmeyi de yapalım; atom partikülleri gibi (herkes ve herşey hesaaaaabı) )bir arada durmaktadır. Tam bu sırada fondaki ses oldukça sakin bir tonda devreye girer ve kamera sadece Eleman’ımıza odaklanır. (Burada kamera hareketi şöyle olmalıdır: Kamera oldukça yüksek bir noktadan tepeden çekimle yavaş yavaş Eleman’ımıza zoom yapmaya başlar. Ve görüntü tam elemanımızın tepesine geldiğinde Elaman’ımız birden başını kaldırır ve dehşetle kameraya bakmaya başlar).
DIŞ SES: Yooo. Sen sadece kendi dünyanda yaşıyorsun, o kadar. Tıpkı şu yanında duran milyarlarca dünyada olduğu gibi. (tam bu sırada hücre yumağı şeklinde dizilmiş milyarlarca dünyanın yer aldığı bir önceki görüntü devreye girer). Onlar da, yani senin dünyanın figüranları da kendi dünyalarında yaşıyorlar. Ve bak! Sen bu dünya dışında kalan diğer bütün dünyaların içinde yer alan bir figürandan başka bir şey değilsin. Sadece bir figüran (görüntü tekrar tepesindeki kameraya dehşetle bakan Elaman’ımıza yönelir)! Ve inan bana, yine kendi dünyalarında, onların dışında kalan herkes birer figürandan ibaret. Ya işte böyle... herkes hem asıl kişi hem de bir figüran ve işte milyarlarca dünya (kadrajda yeniden hücresel dünya kümesinin bulunduğu görüntü vardır). Şimdi söyle bana; BUNUN NERESİ SEÇİLMİŞLİK?!!
Bütün umutları, bütün beklentileri öldüren tam bir hayal kırıklığı anı. Kombinasyonlar da inanılmaz... Tam 6 MİLYAR X 6 MİLYAR Eleman ve dünya...En kötüsü de, her biri birbirinin aynısı 6 milyar insandan oluşan tam 6 milyar yığın ve günümüzde buna verilen ad; POSTMODERNİZM...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder