- Nedir mantık denen ayıklama mekanizması? Ve elek üstünde kalanlar, zeytinyağının suyun üstünde suya geçirmesi gibi altta kalanlara bir şey mi ima etmeye çalışır dururlar?!
- Mantık denen düzmece, bize dayatılanlardır… Ve dayatılanlarla yoğrulan yaşamımız bir parazit olarak beynin en ücra köşelerine yerleşir her fırsatta…
İNANILMAZ
Selam,
Konuya nasıl başlayacağımı bilemiyorum ama, bir şeyi çok iyi biliyorum; o da kafanı karıştırmak niyetinde olmadığım...
Siktir, girişe bak!
Olmuş bitmiş ve saçma olarak görülen her eylemin bir açıklama beklediğini düşün... Gelebilecek her açıklama, bize kodlandığı gibi mantıklı ya da mantıksız olarak katagorize edilmeyecek midir?...
Şimdi de şunu düşün lütfen; mantıklı ya da mantıksız kıstacının dışında kalabilecek bir cevap olabilir mi sence?... Yani, yapılan her eylemin öyle bir açıklamsı olsun ki, algı sınırlarımız, kafamıza kazınan kodların dışında cozurdamaya başlasın... O an için bunun (bu şok halinin) farkında olmak ya da olmamak, o kadar önemli mi, bilemiyorum...
Aslına bakarsan, yanıt belki de absürd-saçma-aykırı-mizah terimleri arasında yatıyor olabilir...ama bize kodlandığı gibi ortaya çıkan halleriyle değil elbette...
Sana da öyle gelmiyor mu;
Çok küçük yaşlarda, bizi şekillendiren ebeveynlerimizin, yani şekilendirilmiş öküzlerin, beynimizi şekillendirmek uğruna yaptıkları her müdahale, birer işkence değil miydi sence?.. Onlar bizleri idiyot haline getirsinler diye istemsizce proglanmış birer kurban sadece... Kimbilir, böyle bir düzenekte bizler de kaçınılmaz olarak birer kurban olacağız pek yakında... Aslında, mantık ve mantıksızlık dizgesine kıstırımış algı(cıkları)mız sayesinde, bu durum kaçınılmaz gibi görünüyor...
Yaşadıysan hatırla, çocukluğunda sana sarfedilen o muhteşem cümleleri / iğrenç müdahaleleri:
"Mantıksız mantıksız konuşma, HAYVANN!!!"
"Saçma sapan karşılıklar verip durma!"
"Off, hadi akıllı ol, uslu ol biraz!"
Hepsi de uzay boşluğunda orada oraya çınlıyordur şu anda...
Bu durumu şöyle bir örnekle anlatabilirim belki sana:
Taşradan, süper yontulmamış bir gencin askere gittiğini düşün...
Günün birinde, hiç beklemediği bir anda kovuş çavuşundan müthiş bir tokat yiyor... Nedeni de, her seferinde tuvalet taşının ters tarafına, yani deliğin olmadığı tarafa sıçması ve sonunda yakayı ele vermesi...
Bu eylemde tokat yeme anı, Çavuşun "Neden tuvalette, deliğin olmadığı tarafa sıçıyorsun?" sorusu karşısında, elamanın vereceği cevabın hemen ardından son derece refleksi bir şekilde gerçekleşmelidir...
Yani bu öyle bir cevap olmalıdır ki, çavuş son derece geri zekalı biri olsa bile, istemli ya da istemsiz bir şekilde salak yerine konulmadığından, ya da kendisiyle alay edilmediğinden kesinlikle emin olmalı ve tokat atma nedeni de tamamyla refleksi olmalıdır. Ve bu refleksiliği sağlayan da, sorunun yanıtının algı sırnırlarını balirleyen mantıklı ya da mantıksız dizgesinin herhangi bir kefesine konulamayaşı olmalıdır. (Aslında bence burada, zekâ faktörü hiç önemli değil gibi geliyor bana... Hatta hatta, kesinlikle öyle... Yani geri zekâlı çavuş yerine, dünyanın en zeki insanı olsa bile, aynı dizgelerde köreltilmiş algı boyutu sayesinde, aynı hızda ve aynı sürede hedefini bulacaktır o tokat).
Ne dersin, açıklama bekleyen her eylemde, matıkılı-mantıksız dizgesinin dışına çıkan ve asla tanımlanamayan ve o anda tanımlanacak olan bir cevap var mı sence?...
Sadece ebemi tersten görmek istiyorum....
Bir de, sana asıl söylemek istediğim, bunlar değildi galiba!... Off, neler diyorum ya!
Öptüm...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder