PARADİG MASAL
PARADİG ÖYKÜ
- Sıkıcı bir profil olmuş yaaa...
- Ben de sıkıcı biriyimdir zaten...
- Yazık ki durumunuz o derece vahim desenize…
- Vahim de olsa onu seviyorum. O benim bi’ tanem. Onsuz asla yapamam. Yani yaparım da, o olmaz. iki olumsuz bir olumlu olur hesabı, yapsam mı acaba?!
- Ya, sıkıcılığın üstüne bir de bu karmaşa… Karar verememe… Bence siz yol yakınken yapın asıl yapmanız gerekeni!..
- Karar; Sız'lığın üzerine konan bir oluşum ve oluşturma mekanizmasıdır. Hem etken, hem de edilgendir o yüzden de. Yani bu, onu verdiğim an, ona verdirilmişimle aynı anlama gelen bir süreçtir. Ve ben, beni sıkıcı yapan insanlar kadar suçlu olabilirim ancak. Kısaca; SIZ Başındayken uçurum, Anlamıyorsun. Düşerken farketmiyor hiçbir şey. Elinle, Diğer eline tutunmak gibi birşey ANLAM Bana yardım etmek ister misin bebek?! Lütfeeeeeeeeen!...
- Beyfendi yapmayın lütfen! Her gün bir ton psikolojik rahatsızlık eğilimi olan insanla uğraşırken, bir de siz… Etmez olur muyum hiç?!
Ya selam;
Aslında bütün sorun, evde oturmuş canlı olmayan objeler/nesneler hakkında düşünmeye başlamayla başladı (daha önce de belirttiğim gibi, peşpeşe gelen iki olumlu şey, tıpkı peşpeşe gelen iki olumsuzun bir olumlu yapması gibi, bir olumsuzun doğması anlamına geliyor. Ve ne yazık ki bu, durdurulamaz, önlemez ve en son kertede dokunulamaz garip bir takıntı). Olayı sübjektif açıdan değerlendirdiğimde, birdenbire dedim ki kendime; "Ulan salak! Obje / nesne dediğin şey, zaten cansız bir şey. Şimdi tutup da onları cansız diye betimlemenin / tanımlamanın anlamı ne! Hem de göstergebilimcilerin yüzyıllardır süregelen tüm uyarılarına rağmen! Basbas bağırıp durdular adamlar; "Olayları ve süreçleri değerlendirirken, onları meydana getiren tüm etmenleri (kahramanlar, nesneler / objeler, paradigmalar, kaoslar ve paradokslar ve bizatihi doğanın kendisi) en yalın halleriyle ele almak zorundasınız. Yoksa algılama, anlamlandırma ve tanımlama boyutunda beyin denen girift yapı zıvanadan çıkar ve cozurdamaya başlar."Aslında suyu hissetmek yerine ona dokunmanın ve hatta tutunmaya çalışmanın herhangi bir anlamı olamaz” gibi bir şeydi söyledikleri.
Neyse, yol yakınken dönelim misâli cümlenin başına dönmek herkes açısından çok daha hayırlı olacak sanırım. Evet, oturmuş düşünüyordum sevgili cansızlarımızı. Bu kadar kıpırtısız, bu kadar durağan ve bu kadar sessiz olmak zorunda mıydılar?! Nasıl bir günah işlemişlerdi de, Tanrı denen mekanizma tarafından kendilerinin tamamen zıttı olan ve canlı diye adlandırılan bir acayiplikler kumkuması düzenekle dolu hilkat garibesi bir gezegenin tam ortasına fırlatılmışlardı. Üstelik boyut denen şeyin varlığını hissedebilmek için sadece ve sadece edilgen kapılardan geçmek zorundaydılar. Yani en ufacık bir kıpırtı için bile sanki bir haltmışız gibi biz fanilerin ellerine bakmak zorundaydılar. Yasak elma yemekten çok daha beter bir günahları olmalıydı Tanrı katında. Ya da Tanrı denen paradigma, çok acımasız bir oluşumdu. Kim bilebilir ki!
Yıllar önce Cronenberg'in Crash'ını seyrettikten sonra her şey kafamda çok daha netleşmeye başladı. Neyin netleşmeye başladığını, uzun uzadıya anlatmayacağım. Ama şunu çok iyi biliyorum ki, evrim denen süreçte makinelerle kurduğumuz iletişim dizgesi ve bu dizgenin şifrelerini çözmeye yönelik her türlü uğraş, beynimin en ücra köşelerine asit partikülleri serpiştirip noktasal hayat döngümde beni fazlasıyla paronoid şizofren yapmaya yetti...
Aşağıda bu süreci açımlayan iki yazı yer alıyor. Biri Crash'ı seyrettikten sonra yazıldı; diğeri yıllar sonra her şey daha da netleştikten sonra ortaya çıktı. Bir şeyleri anlıyor muyum, yoksa anlama - yanılsama içerisinde "Oldum ben" deyip bir şeylerle alay etme cüreti gösteriyorum, hiçbir zaman anlayamadım... Yanılsama denen şey gerçekten bu olsa gerek: Anlama boyutunun varlığını hissettiren en büyük yalan. Şimdi sana, bu yazılardan ilkini ve diğerinin yarısını gönderiyorum. Yarısı da iş bittikten sonra. Ee, ne demişler; komik de olmak lazım ve de neme lazım...lık bir tek işemeye yarasaydı keşke!..
1. ÇARPINTI
Üstat Cronenberg’in anısına…
Unutma ki otobüsü sadece bir kişi kullanır.
Diğerleri ya var, ya da yoklardır.
Otobüs kaza yapana dek süregelen anlık temaslardır iletişim dediğimiz.
Tensel bir temas, mekanik bir gürültünün içinde eriyip gider. Birleşme dediğimiz süreç zirveye ulaşmıştır artık.
Et parçaları demir yığınlarına sarılmış, motor yağları kana karışmıştır.
Şırınga gerektirmeyen doğal bir uçuş başlar bedende.
Daha yarım saat önce sana sorular soran salağın koltuk derisiyle bütünleşmiş, anlamsız, ama asla donuk olmayan siluetini dikizlersin baktığın sürece.
Önündekiler ya da arkandakiler de ondan farksızdırlar.
Mekanik toplu seks ayinini başlatan, tanımlayamadığımız otobüs kullanıcısıdır.
Onun Tanrıyla ya da kaderle hiçbir ilgisi yoktur.
O sadece kendisine buyrulduğu gibi bizlere uygun zemini hazırlamıştır.
Ve ayağa kalkıp kalan son nefesiyle haykırır: “Daha ne bekliyorsunuz?!”
2. AZINLIK RAPORU
MAKİNELİ BEŞER
PEDİ SURETİNE YANSIYAN KIZ MAKİNESİ
- İyi ki otobandan gelmişiz ha.
- Neden?
- Patikadan gelseydik, evdeki kurtların sayısını tahmin bile etmek istemezdin
- Kırmızı?!
- Kesinlikle...
- İki kişi ayrılırken şefkatli konuşan taraf, aslında hiç âşık olmamış olandır…
- İki kişi ayrılırken, “Bi’dakka! Hemen geliyorum” şeklinde ayrılmaz mı zaten?.. Ben mi yanlış biliyorum yoksa?!.
HEMEN GELİYORUM MAKİNESİ
Yatakta on dakika geciken erkeklerin yerine kullanılan, içi sıvı dolu tüplerdir. Aslında patlama anında saçılan sıvıların nereye isabet edeceği belli olmadığından, en son tercih edilmesi gereken yöntemlerden biridir. Çoğu durumda sıvıların hedefini şaşırmadan, topluca ana rahmine doğru ilerlediği gözlemlendiyse de, ana rahminin kadından ayrılıp annesinin evine yerleştiği anlarda, sıvılar iç organlarda umutsuz bir yolculuğa çıkmak zorunda kalırlar. On dakika sonra olaya geri gelen erkek, asıl gelmesi gereken şeyin olay değil de, “Kenara çekil” dedirten bir his olduğunu anladığında, çoktan iş işten geçmiş olur. Doğan çocuğa Zürbiye ya da Abdurahman ismi konulmalı, her tarafı gelme dolu anne ise ılık suyla pansuman yapılmalıdır. Hadi bakalım bissh....
- Toplumun nerelerine sokuşturuluyorsunuz sevgili tabular?
- Tabulardan falan bahsetmeyin bu tplumda. Aşağıdakini çalıştırmak zorunda kalırsınız yoksa:
TOPLUMUMUZDA BİR AHLAK ÇÖKÜNTÜSÜ MAKİNESİ
İlk etapta makineye bağlananlar, sosyalleşme adına her şeyden mahrum kalmaya ant içerler. İkinci etapta içilen ant, içeni sarhoş ederek yozlaşma ve çürüme başlar… İçen zıvanadan çıkmış, makine Acıbadem’e doğurmaya giderken sosyal monogramların aklı poligam eşey üremede takılı kalmıştır. Bu duruma tıp dilinde “rulet” dense de, Rus toplumunda gerçekleşme olasılığı altıda bire indirgenmiş, çöken ahlak daha da göçertilmiştir… Terbiyesiz utanmaz arlanmazlar; nataşalar asla nazlanmazlar, muuujjkk!!!!!!
"Severken ölenler, dikkati dağılanlardır. Severken öldürenler, dikkat dağıtanlardır. Sevmeyi bilenler, dikkatli olanlardır..." Oportinist aşığın seyir defterinden Ve sonuna kadar saçmalamak adına…
BEN SANA NE DİYEYİM MAKİNESİ
Söyleyecek bir şeyi olmayan konuşma özürlülerin, ilişkiyi kurtarmak adına mekanik bir şeyden medet ummalarını temsili bir şekilde gerçekleştiren… Okuduğunuz için asıl ben size ne diyeyim ya!!!!!!
- Kariyer kadınları; buyurun buradan yakın…
- Ve Tanrı “kadını”ı da yarattı sonunda… Ya onlar n’apıyor?
DİYALEKTİK SÜREÇTE EMDİRME MAKİNESİ
Tezini ve antitezini aynı anda masaya koyan master öğrencilerinin parmaklarını ve göğüs uçlarını birinci ve ikinci tekil şahısça emdirerek seksten uzak, buhrevi hayatlarına az da olsa su serpmeyi amaçlayan dev vibratörlerdir. Saat yönünde dönenler tezi, tersi yönde dönenler antitezi, hadi kızım hadi!.. Geçti…
- Aman da aman; kimler gelmiş, kimler?! Sevgili eskisine bakın, sevgili eskisine!.. Eskiler alırım… Eskiler yalarım…
- Çok şaşırdım şimdi. Aynen aşağıdaki gibiyim:
OMAYGAAAD MAKİNESİ
Yüz asla tanımlanamayacak vaziyettedir. Bacaklar güneye, ayaklar kuzeye, kol ve eller toprağa bakmaktadır. Penis yerinde duramamakta, göt osuruktan naralar atmaktadır. Şaşırmanın katli gerçekleşmiş, vukuat detektörü kendi kıçına kaçmıştır. Ansa algıların bozulduğu andır.
- İlk bakışı yaşadınız. Bir şeyler yapmak geliyor içinizden… Tanışmak için n’apardınız?
- İlk bakış mı?!
OLAYA BİR DE BÖYLE BAK MAKİNESİ
Sırada Marksist ve feminist gözlükler var… değil mi?
- Ayrılıklara alıştım…
- Ne farkeder ki! Ayrılığın kendisi, birliktelik kadar saçma değil midir sonuçta?! Yeter ki, etrafta toparlayacak bir şeyleriniz olsun:
PILINI PIRTINI MAKİNESİ
Sanırım, pırt; göte ait olanlar, pılsa onun dışında kalanlar… değil mi?
ASFALT YAKAMOZ MAKİNESİ
Sıcaktan eriyen asfaltları, soğuktan geberen hayvanlarla aynı kefede, potada, paydada, şakada şukada… Türkçe’miz çok zengin, değil mi?
- Egom ve ben karşı karşıya kaldık…
- Ego mu?! Ne gerek var ki!
BEN OLMASAYDIM MAKİNESİ
Pasta kalıplarına sığmayan koltukaltlarınızın ve sosyal statünüzün daha da beter kabarmasını sağlayan, sadece 12 mg.’ı bile megalomanyaklığın galaksisinde turlar attıran bir “n’oldum değil, n’olacağım” hatırlatıcısıdır.
- Yurt dışına çıkmasını istediğiniz grup / sanatçılar… Yok mu yoksa?!
- Şöyle şeyler yaşanmadığı uzak bir gelecekte, neden olmasın diyorum (Hep birlikte gideriz hatta):
Bİ ARKADAŞIM AMERİKA’YA GİDİYO MAKİNESİ
“Beyin Göçü” denen maddelerin abazalıktan Özgürlük Anıtı’na çadır kurmalarını temsilen feda ettiğimiz bu kaçıncı arkadaşımız yaaaahu?!!
Bİ ARKADAŞIM ASKERE GİDİYO MAKİNESİ
Bir rotasını şaşırmış bi arkadaşım Amerika’ya gidiyo makinesidir.
BRUNCH MAKİNESİ
Sabah kahvaltısı ve öğle yemeğini tek bir çatı altında toplayarak evlilik öncesi cinselliği tarihe gömen muhafazakar yemek libidolarının bir arada bulunduğu genelevlerdir. Yemekten AIDS bulaşma olasılığının yememekten AIDS bulaşma olasılığına eşitlendiği durumlarda ve kuşunuza gününü gösteren kuşluk vakitlerinde ve elbette ki özentilik en önde… Sırayı bozma, HAYVAN!!!
- Pop-art & Op- art… Ne diyosunuz; görüşleriniz?
- Asıl sen ne diyorsun?!
KAVRAMSAL SALAK MAKİNESİ
60’larda Pop Art’la birlikte spor arabaların gidonlarına tutturulan ve daha sonra M. Duchamp tarafından dev pisuarlardan sökülerek Marilyn Monreo ve Madonna’nın kıçlarına ve göğüs uçlarına yapıştırılan geçici dövmelerdir. Yalayarak ya da suyla çıktıkları gibi erkek arkadaşlarıyla da çıkabilirler.
Bi’ dakka!.. Bu arada, Madonna ve Marcel Duchamp’a salakça bir anakronizma yaşattığımız için Madonna’nın kendisinden, Marcel Duchamp’ın kemiklerinden özür dileriz. Güle güle şimdi…
- Valla ben değil, bilim adamı söylüyor: Amerikalı erkek bir bilim adamının yaptığı araştırma, kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş:
1) Her şeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları, söylenen her güzel lafa kolay kandıkları 17 - 25 yaş arasındaki kaz dönemi.
2) Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep kapris üstüne kapris yaptıkları 25 - 35 yaş arasındaki naz dönemi.
3) Hayatı ve erkekleri tanıyıp gözlerinin açıldığı 35 - 45 yaş arasındaki kurnaz dönemi.
4) Mihrabın yıkıldığı, her şeyin bittiği 45 yaş sonrası enkaz dönemi.
- Onlar önce bitkilerle yaşadıkları ilişkinin hesabını versinler de, sıra, kadınlar hakkında yorum yapmaya gelsin:
FOTOSENTEZ MAKİNESİ
Bitkiler ve bilim adamlarını birbirine düşüren ve sırf bu yüzden güneş enerjisine ihtiyaç duyan, yapay dölleme cihazlarıdır. Bitkilerle olan ilişkilerini bitkisel hayat diye kıçlarından uyduran ve duruma uyanmasınlar diye yeryüzündeki diğer insanların şah damarından ötesini felç ederek bitkilerle analkosaksofonik ilişkiye giren bilim adamları MATRAKRIX… bi dakka ya, bi dakka!… Algının Kapıları…
LOJİSTİK JOİSTİK MAKİNESİ
Sürekli bir şeyler tutmaya alışmış insanoğluna bizzat kendi üreme organını bilgisayar oyunu vites kolu olarak yutturmayı başarmış ender cihazlardan biridir. Alete bak be! Alete bak!…
- Cinsellik, insan doğası üzerinde neden bu kadar etkilidir?
- Bu ülkede bütün kuşaklar aynı sorunu yaşamadı mı sanıyorsunuz?!
SOFİSTİKE KOLTUKALTI TARAYICISI MAKİNESİ
80’ler gençliğine biyoloji ders kitaplarında Doğu Bloğu hatunlarının üreme organı olarak lanse edilen ve ne yazık ki seks denen mevhumun tamamen yanlış anlaşılmasına neden olan sırma saçlı vatkalardır. Sürtünmeyi ve üremeyi aklınızın ucundan bile geçirmeyin.
KAYIP ÇOCUKLAR ŞEHRİ MAKİNESİ
Atlantis’i buldular da... Sıra ona geldi.
BİZİMKİLER BİR YERE GİTSE YA MAKİNESİ
- Aşüfte, sürtük, yosma, şıllık, erospu... Bu kadar... Ha, bi de kaltak...
- Sakin olun lütfen. Kim dedi size kızınızı evde bırakıp tatile çıkın diye? Bakın, sıkıntıdan makinesini bile yapmış kızcağız. Aman da aman...
KASIMPATILARI TESTİSLERİME SAYIN MAKİNESİ
Paranın karşılık olarak bir karşılığı olmadığı durumlarda insanoğlu ve dişisinin bazı şeyleri ne de kolay feda edebileceğini gösteren östrojen hormonudur. Makinesi olduğunu sanmıyorum. Tanrım, yanılmışım; oooooooohhh!!!
ÖZGÜRÜM... ÖZGÜRSÜN... SÜNÜZLER MAKİNESİ
“Kendini ispatlama kaygısı duymadan yaşayabiliyor musun da” hatırlatıcısıdır... Hani...
SARA KRİZİNE DOYAMADAN GİTTİ YAVRUCAK MAKİNESİ
“İnsanla krizi arasındaki tutku dolu (ne demek bu ya!) ilişkiyi anlatan en güzel aşk hikayelerinden biridir” makinesinin dilimize uyarlanmış versiyonudur. İlişkiyi bitirmek isteyenler soğan koklamalı ya da krizi soğanla şeyetmelidir.
- Dereler… tepeler… lağımlar… Nerdeee… şimdiki eskiler?
- Bu bir kampanya mı? “Eskilerini getirin, yenilerine sayalım” hesaaaabı…
ESKİ TELEFONLARINIZI MAKİNESİ
Ben de yeni telefonlarınızı!!!
BRITE POP, HIP - HOP, HAYDİ GENÇLİK HOP HOP MAKİNESİ
Elvis Presley, Eminem ve Syd Barrett’ın çiftleşmesi sonucu ortaya çıkmış ve dilimize mükemmel bir şekilde cover’lanmış bir taş plâktan şeyimize makinesidir.
- Biri bana söyleyebilir mi; neden mitolojilerde tanrılar en bi’has yakınlarıyla cinsel ilişkiye giriyorlar? Nedir alıp veremedikleri, ya da verip alamadıkları?
- [Gölgeleri görüyorum/ Güneşteki lekelerin hareketleri.../ Kıpır Kıpır bir peygamber edasında/ Babasını kıskanan bir Meryem çekiciliği/ Ve buzları söndüren/ Ensest âyinleri...] Ya ensest hep vardı, ya da sonuna kadar hep merak edeceğiz ne olduğunu!
EN SEST MAKİNESİ
Anne ben nasıl dünyaya geldim
Beni baban skti
Seni de ben
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder